Bir önceki gün Maçka Parkı'ndayız...
Kurban konserini, Maçka Park'ında bir ağacın üzerinden beleşe dinliyor, Emre'yi, Amerika'ya yolcu etme bahanesiyle bira içip, Taksim'e Rastazade Uğur, Uğur'un Sevgilisi ve Oğulcan'ın yanına, Oğulcan'ın çalıştığı "Kaset"e gidiyor, birer bira daha içiyor ve dağılıyoruz. Emre bana otobüse kadar "eşlik ediyor."
Sabah annem, odama giriyor ve beni öperek uyandırıyor.
"Berk ben gidiyorum oğlum, hadi sonra görüşürüz."
Doktorla randevusunu hatırlayıp endişeleniyor ve ameliyatının iyi geçmesini umuyorum. Ama ona tedirginliğimi belli etmemem lazım.
"Görüşürüz anne, geçmiş olsun."
Uyumaya devam ediyorum.
Uyandığımda Mert'in başımda dikildiğini görüyorum. Biraz "fazlalıklarını" saymassak kesinlikle benim küçüklüğüm. Kahvaltı ediyor, kahve içiyor ve Duna'nın gelmesini bekliyoruz. Duna gecikeceğini söyleyince bunu fırsat bilip duşa giriyorum. Çıktığımda çoktan varmış oluyor ve yine geciktiğimin farkına varıyor hemen yola koyuluyoruz.

İstanbul güneşi bizi yol boyunca kavuruyor. Bu sıcakta, sarhoş olmak için kesinlikle alkole gerek yok...
Otobüste sızıyoruz.
Her tarafımız tutulmuş bir şekilde, ızdırap içerisinde uyanıyoruz ki, Taksim...
Taksim'e vardığımızda bir önceki çekimden Güliz arıyor -ki kendisi bu çekimin makyözü.
"Neredesiniz?"
"Gelmek üzereyiz, Ceren kıyafetlerini giydi mi?"
"Evet!"
"Nuri ne durumda?"
"Bırak şimdi fotoğrafçı kaprisini gecikecek misin?"
"On dakika sonra ordayım!"
Matrock'a varıyor, modeller üzerinde son bir kaç rötuş yapıp, çoğu zaman yaptığımız gibi sokaklarda dolanmaya başlıyoruz.
İlk seti çekerken Güliz yanımızdan ayrılıyor. Dört kişi çekime devam ediyoruz.
Ben, Nuri ve Ceren'i çekerken Duna da backstage fotoğraflarımızı çekiyor.
Nuri, yaratıcılığla, bana destek oluyor, rahatlığı keyiflendiriyor ve kesinlikle Ceren'le ikisi çok iyi iş çıkarıyorlar.
Ceren'in uyumluluğu ve sevimliliği benim için artı oluyor, Ceren'in tıkandığı ve ya anlattığımı anlayamadığı zamanlarda, tekrar Nuri devreye girip durumu toparlıyor ve bu dönence akşama kadar sürüyor. Nuri'yle Ceren kıyafet değiştiriyor ve tekrar dolanmaya başlıyoruz. Daha seri olmamız lazım, zira Ceren'in annesi hasta ve saat sekiz'de eve varamassa "İyi kalpli Peri" onu balkabağına çevirecek!
Güle eğlene yedi onbeş'e kadar çekim devam ediyor. Sonrasında Nuri ve Ceren'e yolda veda ederken eski plaklar satan bir eskici görüyor ve 5 Lira'ya 6 tane 45lik alıyorum. Bir sonraki çekimde en az 6 tane plak havada uçuşacak!
Giderlerken arkalarından bakıyorum. Uzun zamandır gördüğüm en yakışan çift! Umarım hep birlikte ve hep mutlu olurlar. En az bir kez daha beraber çalışacağız çocuklar!
Duna'yla yemek yemeye gidiyor karnımızı doyurduktan sonra, çekimi kutlama bahanesiyle 3 Lira'ya tekila bulduğumuz bir yere gidiyoruz. Mekandaki Acid Jazz bile bizi 3 Lira'lık tekiladan daha güzel yapıyor. Üçer tane tekila içiyoruz ve bizi hoş yapmak bir yana daha da ayıltıyor...
Asla üç liraya tekila satan bir bara güvenme!
Bir süre daha oturup, biraz da sohbet edip evlerimize dönüyoruz.

Çok yorucu, bir o kadarda keyifli bir seri oldu.
Ama dinlenmek yok, ertesi güne daha bu fotoğrafları rötuşlayamadan,
yeni çekim ve
yeni kurgular ve
yeni seri...